Bu Yazı Anaokulu Arayışındaki Ebeveynler İçin: Altın Çağ Anaokulu

Apartman dairelerinde oturmanın lüks sayıldığı çocukluk yıllarımda bahçeli, müstakil bir evimiz vardı. Evin arkasındaki, insan boyunca uzadığı mevsimlerdeki buğday tarlalarını, sol tarafında ise komşular birbirlerine gidip geldikçe kendiliğinden oluşan patika yolları hatırlıyorum.

Birde, o zamanlar hayatıma anlam katan, bizimkine benzer evlerde yaşayan ve toplu iğne ucunu batırarak kanattığımız işaret parmaklarımızı birbirine yapıştırarak kan kardeşi olduğum 2-3 çocukluk arkadaşımı…

Biz, o iki, üç çocuk… Toprağı suyla buluşturup kardığımız çamuru, kayısı ağaçlarından kopardığımız yapraklara sarar ve böylece oynadığımız evcilik oyununun akşam yemeğini hazırladık. Sonra bulduğumuz kırmızı bir kiremit parçasını, elimize büyük gelen bir taş ile olanca gücümüzü kullanarak ezer, oluşan tozu, kırmızı toz biber niyetine yemeğimizin üzerine serperdik.

Tek tük arabanın geçtiği asfalt yollarda, bütün çocuksu duygular eşliğinde bisiklete binip ekmek almaya gider, yakar top, dokuz taş, saklambaç ve çinçan oynardık 🙂

Bugün kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki anlatamam, Çünkü, sabah kapıya gelerek uykudan uyandıran daimi arkadaşlarımla birlikte tüm doğa bizim oyun alanımızdı. Ha bir de insanların birbirine olan güvenleri bu kadar sarsılmamıştı…

Bugün ise, içi cıvıl cıvıl, ruhu kabına sığamayan çocuklar özellikle de büyük şehirlerde dört duvar arasına sıkışmış durumda. Hele İstanbul gibi, pek çok ülkenin nüfusundan bile kalabalık bir nüfusa sahip bir şehirde, anneler çocuklarını dışarı gönderdiklerinde, çocuk eve gelene kadar pencerelerde bekliyor. Oyun parkları haricinde oynayacak alan neredeyse yok denecek kadar az. Toprak deseniz, sadece yol kenarlarındaki ağaçların dibinde artık.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama oyun parklarının zeminleri bile plastik halılarla kaplı. Doğadan ve doğallıktan tüm hızıyla uzaklaşıyor olmak, özellikle çocuklarımızı tv, bilgisayar, tablet ve internete bağımlı hale getirerek, mutsuz bireylerin yetişmesine neden oluyor desem, çok da yanlış olmaz herhalde…

Kendi çocukluğunu bu denli yaşamış bir anne olarak, bebeğim henüz doğmamışken başladı, onun çocukluğu ve geleceği hakkındaki kaygılarım. En başta bu kalabalık şehirde çocukluk arkadaşları olacak mı, her yer beton yığınıyken nasıl olacak da doğayı, toprağı, ağaçları, kuşları, gökyüzünü doya doya yaşayacak? Haksız mıyım sizce?

Bu düşünceler beynimde pıt pıt çoğalırken, ben elimden geldiğince çocuğumun çocukluğunu yaşayabilmesi adına bir şeyler yapmak zorunda hissediyordum kendimi. Yazın hadi neyse, günler uzun olmasına rağmen vakti değerlendirmenin pek çok yolu var. En olmadı en yakın parka gidersin, çocuk hem enerjisini atar, hem de insan içine karışır.

Oysa ki kış mevsimi öyle mi. Soğuk ve karanlık günlerde dışarı çıksan yarım saatten fazla duramazsın, parka gitmeye kalksan, daha yoldayken teyzelerin ve hatta amcaların: “Bu havada ne diye çıkardın o çocuğu! Hasta olacak  çocuk, ne işiniz var bu soğukta dışarıda!” benzeri ikazlarına maruz kalırsın 🙂

Altın Çağ Anaokulu İle Tanıştık

Geçmiş yıllardan tecrübe ettiğim bu durumları bu yılda yaşamamak ve oğlumu tv, bilgisayar, telefon ve tabletten mümkün olduğunca uzak tutmak için bir arayışa girmiştim ki, Altın Çağ Anaokulu çıktı karşıma.

Tüm samimiyetimle söylüyorum ki; 19 yıllık eğitim ve yaklaşık 12 yıllık çalışma hayatımda hiç bu kadar gülümseyen insanı bir arada görmedim ben.

Başta Kurucu ve Uzman Psikolog Ayşegül Ünal Saraç ile Kurum Psikoloğu Melissa Çelebi olmak üzere tüm ekipteki inanılmaz enerji, mutluluk ve heyecan, onların yanında kaldıkça size de yansıyor.

Anladığım kadarıyla bu enerji, heyecan ve mutluluk, 20 yıllık bilgi birikimi ve tecrübelerin ışığında yeni ve körpecik nesillerin hayatlarına dokunuyor olabilmekten kaynaklanıyor.

Altın Çağ Anaokulu; “çocuğun gücüne inanıyoruz.” anlayışıyla yol alan bir eğitim kurumu. Bu doğrultuda, mevcut sistemin aksine, her çocuğun özel olduğunu ve bu hassasiyetle eğitilmesi gerektiğini savunmakta.

Ben şahsen, sınıfta tüm otoritesiyle hakimiyet kurmuş bir öğretmenin (ki sistem bunu gerektiriyordu!) ve dayatılmış bir müfredatın neticesinde hayata tutunmaya çalışan bir bireyim. Eğitim hayatım boyunca sınavlara girmek ve o sınavlardan başarılı olmam gerektiği empoze edildi bana. Nihayetinde belli bir kurul tarafından hazırlanan belli miktarda soruyu, şu kadar sürede doğru olarak çözmek başarı demekti ve bunu başaran öğrenci her girdiği ortamda iftiharla takdim edilirdi. Aksini yaşayan öğrenci ise: “tembel, başarısız” yaftası yemeğe mahkumdu.

Altın Çağ Anaokulu

Farklı eğitim metodu sayesinde miniğinizin farklılıklarını Altın Çağ Anaokulu sayesinde keşfedebilirsiniz.

Sınırlı Süreli Sınav=Başarı, sisteminin hakim olduğu eğitim sistemi nedeniyle, “tembel” olarak toplumda, ailesi ve sosyal çevresi tarafından etiketlenen, fakat aslında farklı branşlarda pırıl pırıl parlayacak kaç cevher kaybetti bu toplum, kim bilir…

Bu kayıpların daha fazla yaşanmaması adına büyük çaba ve emek sarf eden Altın Çağ Anaokulu ekibi, Reggio Emillia eğitim metodundan ilham alıyor. İlerleyen makalelerimde öğrendikçe ve tecrübe ettikçe daha detaylı olarak anlatmayı planladığım Reggio Emillia eğitim metodu kısaca, Doç. Dr. Zeynep İnan’nın ifadeleriyle: “Çocuğun beynine, yüreğine ve ellerine hitap ediyor.”

Bu doğrultuda çocuk, doğa ve okul yönetiminin sağladığı doğal ortamlarda (sınıfları görmelisiniz, çok sıra dışı, mesela:  2+ yaş grubu sınıfında toprağa gömülmüş çeşitli bitki tohumları ve ekmek (ekmeği gömünce ne olacağını merak ettikleri için gömmüşler :), tavandan sarkıtılan bir ipe bağlanan çamaşır askısının yine sağ ve solundan sarkıtılan iplere bağlanan 5 litrelik yarısından kesilmiş su şişelerinden yapılmış doğal bir terazide nesneler tartılıyor, yapraklar, ağaç dalları, kozalaklar… öyle güzeller ki, anlatamam…) yaşayarak ve yaparak öğreniyor.

Altın Çağ Anaokulu sınıflarının duvarlarında ve masalarında her gün yeni ve sıra dışı bir faaliyet görmek mümkün. Bu faaliyetlerin maliyetli ve masraflı materyallerden değilde, çoğunlukla doğadan alınarak değerlendirilmesi, değerlendirme ve üretme esnasında çocukların fikirleri ile birlikte bizzat projelere dahil edilmesi çok önemseniyor…

Oğlum şu anda Altın Çağ Anaokulu ve öğretmenine uyum süreci içinde, yani oryantasyonda. Bu süreç içinde, onunla sadece bir öğretmen ilgileniyor, öğretmeni onunla ilgilenirken bende onun bulunduğu ortamda, fakat biraz geri planda ve pasifim. Bu yaklaşımla benden güvenli bir şekilde ayrılması hedefleniyor. Bakalım, ilerleyen günlerde nelerle karşılaşacağız. Deneyimlerimi sizlerle paylaşmak için oldukça heyecanlıyım.

Merak edenler için, Özel Altın Çağ Anaokulu İstanbul Acıbadem ve Dragos‘ta hizmet vermekte.

 

Sevgiler.

 

Altın Çağ Anaokulu Acıbadem: 0 216 545 92 00

Altın Çağ Anaokulu Dragos: 0 216 399 40 30

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar