Dertleşme Vol – 1

Merhaba,

bu makalemi sitemin ana konuları olan hamilelik, anne – bebek sağlığı gibi konularla doğrudan değil de dolaylı olarak bağlantılı olan bir konu hakkında yazmak istedim.

Baştan ifade edeyim içerik; bireyler arası iletişim, televizyon ve diziler ile alakalı…

Bundan üç – dört sene evvel uzunca bir süre görüşemeyip, özlem duyduğum ve bulduğum ilk fırsatta ziyaretlerine gittiğim yakın tanıdıklarım aynı özlemi yüreklerinde hissetmemiş olacaklar ki, heyecanla çaldığım kapıdan içeri girdikten sonra arkada açık olan televizyona arada sırada kayan gözler ile, klasik: “hoş geldin, hoş buldum! Nasılsın, iyiyim siz nasılsınız? cümlelerinin bitmesiyle gözlerinin televizyona mıhlanması bir oldu…

Benim gözlerim dolu dolu olmuşken, onların gözleri ve tüm ilgileri Hanımın Çiftliği’ndeydi…

Ağlamaklı olduğum o dakikalarda yaşadığım pişmanlığı ifade eden şu cümleler geçiyordu içimden: “Neden geldim ki, vay arkadaş! ne Hanımın çiftliğiymiş be!.. Gelmeseydim keşke…

Birde ziyarete gidebilmek için olanca soğuğu yemiş, üstüne bir güzel de ıslanmıştım. Ama tüm bu zahmeti, vuslat ümidiyle hissetmemiştim bile…

ilgisizlik

Neyse, bu hadiseden kendimce dersler çıkarmış ve kapatmıştım konuyu ki, yakın zamanda sık sık benzerlerini yaşamaya başlayınca, merak ettim acaba toplumun çoğunluğu mu bu şekilde diye…

Yine bir arkadaş meclisindeyiz, oradan buradan bence hoş olan bir sohbetin içindeyken misafir olan arkadaşlardan biri demesin mi: “Kumanda nerede, benim dizim başladı… Kaçırmayayım. İzlemeden duramıyorum çok seviyorum bunu ya ne yapayım!…

Ağzım açık, orada geçen muhabbetleri şaşkın şaşkın dinlerken buldum kendimi ve kendime gelir gelmez şu soru geçti zihnimden: “Bir dizi en fazla ne kadar çok sevilebilir ki, youtube gibi bir site ya da başka teknolojik vasılalar ile her zaman izlenebilecek bir diziyi, her zaman görüşmesi mümkün olamayan insanların bir araya geldiğinde izlemek, neden tercih edilir ki!

Sanırım, kişisel değerlerimizin önceliği ve değerliliği ile alakalı bu konu…

İyi ki ev sahibi değildim, çok üzülürdüm derken, bir kaç kez de evime gelen misafirlerim bizzat yaşattılar benzer hadiseleri bana…

“Ertuğrul’u aç, başladı ha! böyle bir senaryo yok, izliyorsun değil mi sende?, aman aman fox kaçıncı sırada sizin televizyonda dizim kaçacak, ne yapayım başladık işte, sonra da bırakamadım” gibilerinden bir sürü cümle… Hele bunlar eve girdikten ilk 30 dakika içinde söylenmedi mi, resmen içim ezildi. Çok moralim bozuldu, dedim ki içimden “demek ki dizi bizden daha önemli…”

Haftanın her gününe en az bir tane olacak şekilde dizi yerleştiren kişiler varmış. Bu çok vahim bir durum bence. Çünkü bir dizi demek en az 1.5-2 saat demek…

Hayata anlam katıyor, bireyler arası ilişkiler sıkılaştırıyorsa ne âlâ, isterse 5 tane izlensin her gün ama gözlemlediğim kadarıyla 10 tane dizi ya da program varsa bunların en fazla 2 tanesi iyilik, güzellik, sevgi, saygı, ahlak, manevi değer taşıyan programlar.

Ne zaman bir diziye denk gelsem, gördüklerim; ya silah, tabanca, öldürme sahnesi ya da kadının bir obje gibi sunulması..

Sizde böyle durumlarla karşılaşıyor musunuz?

Sevdikleriniz, değer verdikleriniz sizi değil de televizyon dizilerini mi tercih ediyorlar? Ya da ben mi abartıyorum, toplumca bu duruma alışmalı, bundan sonra bir araya gelip hoş sohbetler etmek yerine diziler, televizyon programları mı izlemeliyiz?

Ne dersiniz, bu gidiş nereye?

Giden zaman geri gelecek mi, ne malum o kavuşmaların son kavuşma olmadığı…

Klasik ama anlamlı bir söz var ya: “Sevdiklerinize zaman ayırın, yoksa zaman sizi sevdiklerinizden ayırır” diye…

Özellikle ilgi ve alakaya muhtaç olan küçük çocukların bulunduğu evlerde televizyon ebeveynin yükünü hafifletici bir unsur olarak görülüyor. Ne yazık ki bu durum bize kabul ettiriliyor!  Aileler küçüldükçe, televizyon ailenin büyüğü rolünü üstleniyor.

Sonra gelsin, üstesinden gelemediğimiz, başa çıkamadığımız binlerce sorun, milyonlarca antidepresan ilaçlar, kapı kapı psikolog arayışları…

Taptaze dimağların yeşerip, çiçeklerle bezenmesi yerine gereksiz çöp yığınlarına dönüşünü hep birlikte izliyoruz son yıllarda…

Gelin buna bir dur diyelim!

Payımıza düşen sayılı akşamlarımız bir bir azalırken her gün, onları televizyona değil de sevdiklerimize ayıralım…

İnanın şu modern hayatta hâlâ büyüğünden küçüğüne, herkesin sevgiye ve özellikle ilgiye ihtiyacı var!…

Son olarak Aamir Khan’ın  Türkçe “Her çocuk özeldir” olarak çevrilen Taare Zameen Par filminde şöyle bir cümle geçiyor, onu paylaşmak istiyorum sizlerle: “İlgi; çok önemlidir, iyileştirme gücüne sahiptir…”

her çocuk özeldir

İlgi, hangi yaşta olursanız olun, çok önemlidir…

 

Düşüncelerinizi, yaşadığınız benzer hikayeleri yorumlar kısmına yazabilirsiniz.

Sevgiler.

Abone Olun

Makalelerimizi beğendiniz mi? Yeni makalelerimiz posta kutunuza gelsin. İlk siz haberdar olun.

Bir Cevap Yazın

Yenianneyim'e Ücretsiz
Abone Olun

Makalemizi beğendiniz mi? Yeni yayınlanan makalelerimiz posta kutunuza gelsin. İlk siz haberdar olun.