Doğum Hikayeleri-1: Bu HIV Bize Nasıl Bulaştı?

Sadece ilk dönemlerde “düşük” tehlikesi yaşadığınız, fakat sonrasında tabir-i caizse hem siz, hem de bebeğiniz açısından harika bir gebelik geçirdiğinizi hayal edin. Tüm kontrollerinize düzenli bir şekilde gidiyor, gebelik takibi esnasında gerekli tüm tahlil ve testleri yaptırıyor, hep sağlıklı ve güzel sonuçlar alıyorsunuz.

Zaman su gibi akıp geçiyor ve nihayet bebeğinize kavuşacağınız gün gelip çatıyor. Doğum belirtilerinden nişanın gelmesi ile başlayan süreç, on dakikada bir gelen sancılarla devam ederken gittiğiniz hastanede, yapılan muayene sonrasında normal doğum için yatışınız yapılıyor. Sizi normal doğuma hazırlayan hemşire ve ebeler kanınızı alıyor, tansiyonunuzu ölçüyor, nst’ye bağlıyor ve bir yandan da doğum süreciyle ilgili bilgilendirme yapıyorlar.

Derken şiddeti artıp, 5 dakikada bir gelmeye başlayan sancılar canınızı iyice yakmaya başlamışken, doktor başta olmak üzere yanınıza gelen tüm personelin yüzünde acı ve tedirgin ifadeler dikkatinizi çekiyor. Bir terslik olduğu gün gibi aşikar. Ama kimse bir şey söylemiyor. Israrla sorulan: “Neler oluyor?” sorusuna, “Açıklık yetersiz, bebek kanala girmemiş” gibi cevaplar alıyorsunuz, ama hiç biri sizin merakınızı giderecek cinsten cevaplar değil.

En son, baştan beri sürecinizi takip doğum ebesinin dili ve dişi arasında: “Sen de bu halde nasıl doğuracaksan?” deyip, “Nasıl yani?” sorusuna odadan çıkmak için arkasını döndüğü esnada, “Hiç!” diyerek cevap verip çıkıp gitmesi, sancılara birde kaygı ekliyor. Sonra muayeneler esnasında tüm şirinliği ile sizi kontrol eden doktorunuz kapıdan içeri mahkeme duvarı gibi görünen yüzü ile girip, “ Sizi sezaryene almalıyız. Açıklık yeterli değil ve bebek kanala girmiyor. Ayrıca içeride kakasını da yapmış olabilir.” diyor ve nst cihazını göstererek ekliyor: “ Bakın, kalp  atışları düzensiz. Acil sezaryen olmalı, ama yine de siz bilirsiniz.” deyip, o da çıkıp gidiyor.

Eşinizle göz göze gelip, kısa süreli ama upuzun kararsızlıklar yaşıyorsunuz. Bir olmaz, bir olur ikilemi arasında gidip gelip nihayetinde: “Yavrumuza bir şey olmasın da!” diyerek çaresiz kabul ediyorsunuz doktorun teklifini. Sonra normal doğum için yapılan tüm hazırlıklar sezaryene dönüştürülüyor ve üç dakikada bir gelen şiddetli doğum sancıları eşliğinde ameliyathaneye götürüyorlar sizi.

Tam ameliyathaneye girerken ebenin, anestezi uzmanına: “HIV şüpheli!” deyişini işitiyorsunuz.  HIV’in ne olduğunu bildiğiniz halde acı acı: “HIV neydi?” diye soruyorsunuz. Anestezi uzmanı: “Önemli bir durum yok, siz rahat olun. Sonuç net değil, araştırılıyor şu an.” diye karşılık veriyor ve sizi buz gibi olan ameliyathaneye götürüyor.

Genel anestezi için iğne yapılmadan evvel, doğum ebesinden aldığı raporu olduğu gibi doktora ileten anestezi uzmanının ağzından da çıkıveriyor, o acı cümle: “HIV şüpheli!”. Arkasından, doktorunuz: “Yakın zamanda kan alıp, verdin mi?” diyor ve “Hayır” cevabını alır almaz, uyutuyorlar sizi…

Sizden evvel yavrunuzu ilk gören kişi olan eşiniz, yine güler yüz ve heyecanla çıkmanız için bekliyor, ameliyathanenin kapısında. Saniyeler, dakikalara, dakikalar saatlere dönüşüyor ve siz hala çıkmıyorsunuz. Sonra, korku ve endişe dolu şu cümleleri işitiyorsunuz bir görevliden: “Ya, neden uyanmıyorsun, hadi ama!”

Uyandığınızda acı acı inlerken, kulağınıza eşinizin sesi geliveriyor: “Biliyor musun, yavrumuz aynı sana benziyor!” Eşinize verdiğiniz cevap: “Bende HIV virüsü varmış.”

Odaya çıkıyorsunuz ama, yaklaşık iki saat daha kendinize gelemiyorsunuz. İki saat sonra uyandığınızda saat tam 16.15’te getiriyorlar yavrunuzu. Onu ilk görmesi gereken kişi sizken, en son gören oluyorsunuz. Yavrunuzu getirenler, bir de ekliyor: “HIV testi sonuçlanana kadar, bebeği emzirmemelisiniz!”.

Sezaryen acısının üzerine 10 kat daha koyup, kalbinize bağlıyorlar. “Nasıl yani, neden, HIV bana nereden bulaşmış olabilir ki!” sorularının ilk cevabı olan bilindik sebebi aklınıza dahi getirmeden, acaba “Kan tahlili verdiğim hastanelerden mi, yoksa hani şu hesaptan hesaba dolaşan, belediye otobüslerindeki koltuklara Aids virüslü iğne konuyor ya da ithal muzlara Aids enjekte ediliyor.” capsleri doğru mu, ben onlara mı maruz kaldım yoksa” diye, sessiz sessiz ağlıyorsunuz.

O sırada emziremediğiniz bebeğinizi, yanınıza getirip, tekrar götürüyorlar. Amaçları HIV şüpheli annesinden bebeğe, varsa virüsün geçmemesi! Ne acı… Bilemezsiniz.

Test hastane laboratuvarında bir kez daha yapılırken, kan örneğinizi, işi garantiye almak amacıyla bir de dışarıda farklı bir laboratuvara gönderiyorlar. Ve:”Test yarın saat 16.00 gibi sonuçlanacak.” diyorlar. Zaman duruyor, bebeğinizin karnını doyurmak için alıp götüren hemşireler başta olmak üzere herkes, size acı dolu gözlerle bakıyor.

Ertesi gün saat 16.00 oluyor, kimseden ses çıkmıyor. 18.00 oluyor, “Daha sonuç gelmedi.” diyorlar. Göz yaşları sel olmaya, doğum öncesinde kurulan tüm hayalleri bir bir ıslatmaya devam ediyor. “Biz bundan sonra nasıl yaşarız, toplum bize nasıl bakar! Biz bunu ailelerimize nasıl açıklarız, yavrumuzu nasıl büyütürüz. Ya yavrumuza da bulaşmışsa virüs gebelik esnasında.”…

Gece oluyor sonuç hala yok, “Sabaha kaldı.” diyorlar. Kabuslarla dolu gecenin ardından sabah oluyor, korku ve heyecan dolu bekleyişinize yine bir cevap yok. En sonunda içinizde iki gündür biriken acı ve korkuyu odaya giren her personele kusup, bir nebze rahatlamaya çalışsanız da olmuyor. Eşiniz, gerekli yerlere gidip, testin bir an önce sonuçlanmasını ve artık takatinizin kalmadığını ifade ediyor.

En son, kapınızı bile çalmaya tenezzül etmeyen doktorunuz, hışımla odaya girerek, genel kontrolünüzü yaptıktan sonra, cümleler arasına sıkıştırdığı:” “Ha, bu arada sonuçların geldi, gözün aydın. Sonuç negatif” diyor ve bu sefer sevinçten ağlıyorsunuz eşinize sarılıp. Yavrunuzu bağrınızı basıp, heyecanla ve sevinçle besliyorsunuz artık, içinizde kalan acabalar ile!

Zaman geçiyor, bir yandan bebeğinizi büyütürken, diğer yandan da bu acabalar içinizi kemirip durduğu için, bir süre sonra, tekrar bir doktora gidip, başınızdan geçen bu talihsiz olayı anlatıp, testi tekrar yaptırdıktan ve sonucu “negatif” gördükten sonra tam olarak içiniz rahatlıyor.

Öyle zor günler yaşatıyorlar ki size, hiç ummadığınız, “neden biz!” dedirten bu hadiseyle.

Aradan yıllar geçtikten sonra Dr. House dizisinin birinci sezon 17. bölümünü izlerken de sizin yaşadıklarınızın neredeyse aynısı yaşatıyor, senarist, bölüm oyuncusuna. Adam, HIV olmadığına adı gibi emin, fakat doktorlar ona inanmıyor. Test tıpkı sizinki gibi,  iki kez tekrar edildikten sonra karakterin HIV olmadığı ve bu yaşadığının  5.000’de 1 görülen bir olay olduğu ifade ediliyor ve siz yaşadığınız o günlere gidiyorsunuz gözlerinizden yaşlar süzülerek…

Tam da anne olmuşken, vücudunuzdaki bir virüs nedeniyle an be an ölüyor olmak, geçirdiğiniz 9 aylık gebelik boyunca yavrunuz ile birlikte geçecek günlerin, yılların hayalinin ise sadece hayal olarak kalacağını düşünmek, göğüslerinize dolan sütü yavrunuza emzirememek dünyanın en ağır sınavlarından biri emin olun, hemde lohusayken… Allah, hiç birinize 5.000’de 1 olmayı nasip etmesin.

Son olarak, bu hastalığa öyle ya da böyle yakalanan herkese de sağlık versin…

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar