Lohusayı Önemseyin!

Yaşadığımız yüzyıl, yüksek binalardaki küçük evlerin dört duvarı arasına sıkışıp kalmamızı, konu komşuya, eşe dosta uzaklaşmamızı mı gerektiriyor yoksa? Çat kapı gidilen akşam gezmeleri bir bardak taze demlenmiş çayın yanına konan birkaç bisküvi, bir kase çekirdek ile güzeldi oysaki. Olmayı versin donatılmış, eksiksiz ve kusursuz masalar, ne olur? O kusursuz masaların hazırlanmasındaki zahmet, pırıl pırıl olan evlerin kirlenme korkusu uzaklaştırdı belki de bizi birbirimizden…

“İnsana insan gerek!” demişti bir arkadaşım, söylediğinde bende bıraktığı izi bilmeden.

Bundan tam bir yıl evvel, şu anda okuduğunuz satırları yazacağımı bilseydim, eminim hiç yalnız hissetmezdim kendimi. Oysa tam olarak yalnızlık hissiydi, beni lohusalık girdabına iten…

Doğum öncesi çok aktif olan, günlük hayatında insanlarla iç içe olmaya alışan biri olarak doğum sonrasında o durgunlaşan hayatımda, günümün büyük bir kısmını minicik ve kendini ifade edemeyen bebeğimle baş başa geçirmek kendi içimde yalnızlık yaşamama neden oldu.

Her yeni güne hüzünle uyanmanın adı olabilir miydi lohusalık depresyonu? Oysa doktorların verdiği tahmini doğum tarihini iple çekmemiş miydim,  tıpkı kızını gelin edecek bir annenin hazırladığı çeyiz bohçası gibi özenle hazırladığım eşyalarını kullanacağım günlerin hayalleri değil miydi geceleri uykularımı kaçıran?

Kırk gün sürdüğünü söyledikleri lohusalık hali, yaşadığım yalnızlık yüzünden uzadı da uzadı bende. Hayatıma giren bebeğimin sorumluluğu umut ile doldurması gerekirken, kemiriyordu durmaksızın içimi. Yaşadığım psikolojik bir durumdu, farkındaydım ama elimde de değildi hiç biri. Bir gün oturdum internetten araştırdım bu durumu. Lohusalık ne zaman biter, doğum yapan kadın eski haline ne zaman döner? Gibi anahtar kelimeler içeren cümleler lohusa depresyonuna ve bu durumun bir yıl kadar uzayabileceği bilgisine ulaştırdı beni. Hatta doğum sonrasındaki günlerini benden daha ağır geçirenlere, bebeklerini bir türlü kabullenemeyenlere bile ulaştım.

Bu durumu aşmalıydım, bebeğimin ve eşimin bana ihtiyacı vardı. Bu düşünce ile bu durumu yenebilmek için çabalamaya başladım. Bebeğim hastalanır endişesinden sıyrılarak ve etraftan gelecek eleştirilere kulaklarımı tıkayarak dışarı daha çok çıktım, sosyal aktivitelere katıldım, kitaplar okudum ve yavaş yavaş zamanla eski Zeynep’e dönmeye başladım…

Yaşadığım bu süreçten sonra anladım ki; lohusalık farkındalık gerektiriyor. “Kadın güçlüdür!” deyip, lohusayı ihmal etmek olmaz. Gelin hep birlikte etrafımızdaki yeni doğum yapmış lohusa kadınlara destek olalım. Nasıl mı:

  • İlk kırk gün bebek görme adı altında, uzun uzun muhabbet etmeye gitmeyelim. Çünkü o dönemde yeni anne ve baba henüz tam olarak bir düzen oturmuş değildir. Bebekleri gece ve gündüz uyutmuyor, dinlenmelerine fırsat vermiyor olabilir.
  • Ziyaretlerimiz kısa ve zahmetsiz olsun. Yeni anneden özellikle ikram beklemeyelim.
  • Çok yakınındaysak mümkün olduğu kadar günlük ihtiyaçlarını gidermeye çalışalım. Bulaşıklarını makineye dizmek, birikmiş çamaşırlarını katlamak, akşam yemeğini yapmak ve evini kabaca süpürmek gibi mesela…
  • Mümkünse gün içinde kısa süreli olarak bebeği alıp yeni annenin dinlenmesini sağlayalım.

lohusa

Parents Dergisi’nin  Şubat 2017 sayısında çıkan yazımı okudunuz. Sevgiler.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz