Erken Çocukluk Dönemi Üzerine Araştırmalar

Bir insanın doğumundan altı yaşının sonuna kadar yaşadığı dönem*, onun hayatının temellerinin atıldığı dönemdir. Çocuğun bu dönemde fiziksel, ruhsal ve duygusal gelişimi çok hızlı ve kritiktir. Literatürde bu dönem erken çocukluk dönemi olarak tanımlanır. Erken çocukluk dönemi, çocuğun sosyal becerilerinin, benlik saygısının, dünya algısının ve ahlaki kazanımlarının temellerinin atıldığı dönemdir.

Çocuğun beyin gelişimi doğum öncesinden başlar ve doğumla birlikte inanılmaz hızlı bir şekilde yapılanmaya devam eder. Öyle ki, yeni doğmuş bir bebeğin yaklaşık 100 milyar beyin hücresi mevcuttur. Bu hızlı ve sürekli gelişim nedeniyle çocuğun erken çocukluk döneminde yaşadığı şeyler kalıcı etkiye sahiptir.

Gelişim sürecinde ailemizden aldığımız genler yol haritası özelliğine sahipken, yaşadığımız her yeni deneyim, dilimizin, motor becerilerimizin, duyularımızın, vizyonumuzun temellerini oluşturan sinirsel bağlantılar meydana getirir. Deneyimler arttıkça, yeni şeyler öğrendikçe bu bağlantılar büyür.

Erken Çocukluk Dönemi Araştırmaları

Dr. Todd Risley ve Betty Hart 1995 yılında 42 ailenin 7-9 aylık çocukları üzerinde bir araştırma yaptı. Araştırma, seçilen çocuklar 3 yaşına gelene kadar devam etti. Araştırma içinde yer alan aileler, sosyoekonomik ve kültürel düzeylerine göre 3’e ayrıldı. Bunlara biz, yüksek, orta ve düşük seviye diyelim.

Bu bağlamda ailelerin 13 tanesi sosyoekonomik ve kültürel seviyenin üzerinde yani yüksek, 23 tanesi orta seviyede, 6 tanesi de düşük seviyede idi. Bu araştırma çocukların aileleri ve onların çocuklarla olan iletişimi sırasında kullandıkları kelime sayısı ile ilgiliydi. Araştırmada düşük seviyede olan ailelerin çocukları ile saatte yaklaşık 616 kelime konuştukları, orta düzeydeki ailelerin 1.251 kelime konuştukları saptanırken, yüksek seviye ailelerin çocukları ile ortalama 2.153 kelime konuştukları saptandı. Çocukların kullandıkları kelime sayıları ise bunlarla orantılı oldu.

Çocuklar üç yaşına geldiğinde aralarındaki fark yaklaşık 30 milyon kelime olmuştu. Ayrıca, belki daha da önemlisi, sosyoekonomik ve kültürel seviyesi yüksek olan ailelerin çocuklarından daha pozitif geri bildirimler alındığı gözlemlenmişti. Çünkü bu aileler çocuklarına 6 övgü ve cesaretlendirici sözcük kullanıp sadece bir olumsuz ya da cesaret kırıcı söz kullanırken, diğer ailelerde her üç kelimeden sadece birinin olumlu ya da cesaretlendirici, diğerlerinin ise cesaret ve yaralayıcı kelimeler olduğu saptandı. Ayrıca düşük sosyoekonomik sevideki ailelerin çocukla konuşmaları genelde direktif yani yönlendirici şekilde idi. Bu durum iki çocuk arasında hayata bakış açısından ciddi bir fark meydana getirmektedir.

Dolayısıyla erken çocukluk dönemi ve bu dönemde ebeveynlerin tutum ve davranışları, çocukların büyüyüp yetişkin bir birey olduklarında sahip olacakları kimlik ve kişilik açısından son derece önemlidir.

Özetle eğitim evde başlıyor desek yanlış olmaz…

Tam 40 Yıl…

Yukarıdaki araştırmaya benzer bir şekilde yine erken çocukluk dönemi üzerine yapılmış bir araştırma daha var. Bu da, 1963 yılında Psikolog David Weikart ve arkadaşları tarafından sosyal haklardan mahrum kalmış 123 çocuğun rastgele seçilerek ikiye ayrılması ile başlıyor. Birinci gruptaki çocuklar iki yıl boyunca kaliteli öğretmenlerin eğitim verdiği bir okula gönderildi. Çocuklar eğitim süresi boyunca sanatla, sporla ilgilendi ve sorunların üstesinden gelmeyi ve hayal güçleri doğrultusunda merakları kırılmadan sevgi ve saygı ile eğitildiler.

Diğer grup ise, hayatlarında herhangi bir değişiklik olmadan rutin bir şekilde yaşamaya devam ettiler. Deneyin sonucu 40 yıl sonra 2003 yılında yayımlandı.

Sonuçlar ise şu şekildeydi: Okul öncesi eğitim olan çocukların %67’sinin IQ değerleri 90 civarındayken, diğerlerinin sadece %28’i bu değere sahipti. Bu çocuklar 14 yaşına geldiklerinde sınıf başarıları arasında ciddi bir fark vardı. Yirmi yedi yaşlarına geldiklerinde ise erken çocukluk dönemi eğitimi alan çocukların kendi evlerine sahip olma olasılığı diğerlerine göre çok daha yüksekti. Kırk yaşlarında ise eğitim görmüş çocukların gelir elde etme becerisi yüksekken, suç ve hapis yatma oranları diğerlerine göre daha düşüktü.

Tüm bunların yanında deneyde sadece maddi farklılıklar değil çocukların cesaret, sosyal beceri ve azimleri konularında da aralarında ciddi farklar görüldü.

Son Olarak

2006 yılında Nobel ödülü alan Ekonomist James Heckman, Hackman Eğrisi ile erken çocukluk dönemi içerisinde eğitime yapılan yatırımların ilerleyen yıllarda devamlı ve pozitif getirileri olduğunu belirtmiştir. Tarihsel süreçte de erken çocukluk dönemi için yapılan yatırımların sağlık, eğitim, kültür alanlarında ve toplumun refah düzeyi ile demokratikleşme konularında da iyileşmelere neden olduğu gözlemlenmiştir. Almanya, Japonya ve Fransa’nın bu konuda ciddi girişimleri mevcuttur.

Özellikle çocukların beyin gelişimlerinin çok hızlı olduğu dönem olan 0-6 yaş arasında eğitime ciddi anlamada önem vermek gerekir. Bu bağlamda ebeveynlerin de sürekli kendini yenileyen, sürekli öğrenmeye açık olmaları da çok önemlidir. Bilgi ve teknoloji çağında yaşadığımız için şanslıyız. Öğrenmek için elimizin altında inanılmaz fırsatlar mevcut.

Çocukları erken çocukluk dönemi sırasında bir okula gönder/e/mesek de onlara düzenli olarak kitap okumalı, eğitici ve öğretici oyunlar ile diyalog süremizi uzatmalıyız. Mümkün olduğunca telefon, bilgisayar ve tabletten uzak tutarak doğaya çıkarmalı ve merak ve keşif duygularını güdülemeliyiz.

Son olarak, hepimizin belki de her gün yapabilme imkanı bulduğu basit bir öneriyi Amerika’daki Michigan Üniversitesi sözcüklere dökmüş: “Düzenli ve ailece yeyen akşam yemekleri ile aile içi iyi ilişkiler çocuğun başarısında ödev yapmaktan daha etkilidir.”

 

*Bazı kaynaklar bu dönemin sekiz yaşında tamamlandığını belirtmektedir.

 

Kaynaklar:

https://www.leadersproject.org

https://www.aft.org

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir