Kendime Mektup

Bahar geldi, dışarıya.

Doğunca güneş içim de ısındı birden bire.

Güneşin mutluluk verdiği ayan nicedir bana.

Yazın doğmuşum, o yüzden sevmem kış günlerini pek fazla.

İyi insan olamaya çabalıyorum, senelerdir. Kalabalıkların arasında geçti ömrüm 20’den sonra.

En çok da yere tükürenlerle, araba penceresinden çöp atanlara kızdım, ha bir de umarsızca sigara dumanını etrafa savuranlara.

Dünyayı sadece kendine ait sananlara kısaca.

Oğlum, çöpün ne demek olduğunu ayırt edebiliyor artık, çöp kutusu araması gerektiğini öğrenmesi için en uygun zaman…

Her geçen gün değişiyor düşüncelerim, insan kavramını sil baştan, bazen de kişiye özel sorguluyorum.

Dünya toz pembe değilmiş, yeni yeni anlıyorum.

Çocukken büyüklerin ilgisizliğini, büyünce çocuğuma yaparken, kendimde görüyorum.

“Anne, annnnee, annnnneeeeee” çağrısı karşılıksız kalan çocuklar var.

O anne,

ya nefes alamıyor artık,

ya da ruhu ölmüş çoktan.

Bedenimin anlamsız bir yığına dönüşeceği mutlak, gözlerimin ışığı sönünce, elimin sıcaklığı donunca zaten cevapsız kalır çağrılar ve bir süre sonra kesilir sesler, çünkü alışmak da var insanın özünde en az unutmak kadar.

Ama ben yaşarken, yani nefes alabiliyorken,

ruhum ölüyse yavruma daha çok acı veririm.

Yavruma, etrafımdakilerin tümüne.

Sevdiklerime, sevmediklerime.

Anlamsız dizilerden, mesajlardan ve resimlerden ziyadesiyle etkilenen ruhum, beynimin de türlü oyunlarıyla sonradan pişman olacağım şeyler yaptırabilir bana.

Zaten yukarıdaki nedenlere her gün olabildiğince çok maruz kalan ruhum,

Uğradığım haksızlıklara, iftiralara, hoş görüsüzlüklere, tahammülsüzlüklere ve en kırıcısı ön yargılara karşı daha kırılgan hale getiriyor.

Ama, böyle olmamalı,

Önce kendine bir bakmalısın aynada,

neyim ben, nerelerdeydim, şimdi neredeyim?

diye sorduğunda aldığın cevaplar, yön verecek düşüncelerine, bakışlarının değiştiğini fark edeceksin sonra, sonra belki yumruğunu sıkıp, yeniden başlayacaksın, duvarlar örülü pencereni açıp, gökyüzünü görmeye çalışacaksın, güneş henüz batmamışken bir yerlerde fışkıran rengarenk çiçeklerden ilham alacaksın.

Egzos ve ter kokuları arasından gül rayihasını, tekerlek sesleri arasından kuş cıvıltılarını bulup, çıkaracaksın.

Birde çocukları,

çocukların gülüşlerini kaçırmayacaksın,

Gülüşleri de tıpkı gözyaşları gibi içine atılan çocukların, yüreğine dokunacak ve onlara umut olacaksın…

Bir kutuda, haykırdığı çığlıkları duyulmasın diye ağzı kapanan çocuklar var,

Manüpile edilen duygular eşliğinde ergenleşenler…

Ekmek arayan annelerin çaresizliği malum…

Zaman zaman: “Şu hayat, mutluluk odaklı mı yoksa acı mı? “sorunsalı yaşıyorsun ya kendince.

Cevabı hala karmaşık ve muamma,

Bir acı, bir mutluluk, sonunda ise işte,

acı dolu dünyanın dört bir yanı…

 

Ama sen iyi bak ruhuna ve bedenine, bunu klişe iki arkadaş vedalaşmasında ki gelişi güzellikle değil, içtenlikte ve gerçek anlamda söylüyorum,

çünkü;

sağlıklı beden, sağlıklı ruh, sağlıklı anne, mutlu çocuk zincirini unutma…

Ahlakı, öğren ve öğret,

Saygıyı ve nezaketi…

Merhamet sonra, iyi öğren onu, otobüste yanına oturan 50’li yaşlarına gelmiş bir teyze gibi olduğunda,

10 aylık bebeği olan gelinin evine üç günde bir yemeğe giden, pişirdiği pilavı tane tane olmamış diye yan koltukta oturan ve hiç tanımadığı bir kadına şikayet eden, çaydanlığının içi sararmış diye gelininden izinsiz yaptığı davranışa titizlik kılıfı uyduran gibi olma! Merhamet et, insana, hayvana, doğaya…

Doğru ve adaletli olmayı, ekmekle su gibi ihtiyaç bil kendine. Çünkü, onlar olmadan yaşayamazsın.

Nefes alıp verdikçe temel insani değerlerin evrensel olduğunu,

Öğrenmeye devam et, öğrendikçe uygula, anlat ve hal diliyle de öğret bunları oğluna…

Son söz olarak da,

sakın umutsuz olma…

 

 

 

 

 

Kimler Neler Demiş?

2 Yorum - "Kendime Mektup"

avatar
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Meryem
Ziyaretçi
Meryem

Harika bir yazı olmuş. Tebrik ederim.