Saraybosna Anısı…

İngilizceyi 5. sınıftan itibaren öğrenmeye başlasam da, o zamanlardan aklımda kalan en belirgin bilgi: “Favori mesleğin ne?” sorusuna sıra ile cevap verirken bana sıra gelmeden zilin çalması ve teneffüste “Türkçe-İngilizce” sözlükten “hemşire” kelimesinin İngilizcesini bulmak ve ders başlayınca da yazıldığı gibi okuyarak öğretmene: “Nurse” demek olmuştu 🙂

Lisede okuduğum hazırlık sınıfı İngilizce için iyi bir başlangıçtı. Ama elbette yeterli değildi! Ve hepimiz biliyoruz ki, ne kadar şahane bir eğitim alsak da öğrendiğin dili kullanmadığın sürece köreliyor!

Sonra iş hayatına alışınca teknik İngilizce hariç neredeyse hiç kullanma gereksinimi duymadığım İngilizcemi ara ara geliştirmek istesem de, yine günlük rutinimde kullanmadığım için öylece kalıyordu.

Ne zaman ki şu anda bu satırları okuduğunuz siteyi açtık, o zaman yaptığım araştırmalar esnasında Türkçe bilgi ve kaynak azlığının farkına varmam ve kendiliğinden İngilizce sitelere yönlenmem sonucunda bir takım marjinal ararlar aldım!

Her önemli iş gibi, dil öğrenmek de emek ve sabır istiyor. Bu nedenle özellikle son bir yıl içinde İngilizcemi daha da ilerletmek adına çeşitli girişimlerde bulundum. Oturup, gramer çalışmak artık çok da anlamlı gelmiyor bana. Bunun yerine cep telefonu uygulamalarından yararlanıyorum. Duolingo, voscreen bunlardan ikisi ve en bilinenleri… Şu anda youtube’den yararlanarak tedx videolarını bir kez İngilizce alt yazılı, sonra da alt yazısız olarak izliyorum vb. Ielts’e girme gibi bir hedefim var bakalım gelecekte.

Buraya kadar ki kısım başlıkla alakasız gibi görünse de inanın çok alakalı!

Kısa bir süre önce Bosna-Hersek’in Saraybosna şehrine gittik. Yerli halkın anadilleri: Hırvatça, Sırpça, Boşnakça ama iletişim kurmak zorunda kaldığımız pek çok kişi İngilizceyi oldukça iyi biliyordu!

İngilizce bilmeyen yerli halktan insanlarla anlaşmak ise neredeyse imkansızdı. Bazılarıyla beden dili ile anlaştık diyebilirim.

Yabancı bir ülkeye ilk adım atıldığında hissedilen duyguları ancak yaşayanlar bilir sanırım. Çünkü, insanlar faklı, dil farklı, para birimi farklı. Bu üç temel unsurun en önemlisi ise dil! Dil bilmiyorsanız, tuvaletin yerini soramaz, karnınızın aç olduğunu ifade edemezsiniz. O yüzden boşa dememişler: “Bir lisan bir insan!” diye.

Şimdiki aklım olsaydı üniversite yıllarımda work & travel programlarına falan giderdim. Çünkü dil tam anlamıyla konuşmak zorunda kalındığında öğreniliyor.

Demem o ki; çocuk, genç ve yetişkin olan her bireyin İngilizceyi öğrenmesi şart-a yakın bir gerçek!

Gelelim Saraybosna‘ya.

Saraybosna, Bosna Hersek’in başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri. 2007 yılında yapılan sayımlara göre ise 619.030 kişilik nüfusu ile İstanbul Ümraniye’den daha az insan barındırıyor üzerinde 🙂

Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki; toplumsal alanlarda kullanılan araç gereçlerin hepsi Türkiye’den en az 10 yıl geride.

Saraybosna


Saraybosna anısı – 1. Dünya Savaşını başlatan suikast olayının yaşandığı Latin Köprüsünü üzerinde barındıran ve Saraybosna şehrini ikiye ayıran Milyatska Nehri

Şehir merkezinde nostaljik olarak tanımlanan tramvaylar hala hizmet veriyor ve savaş yıllarından kalma olduğu söyleniyor. Hatta eşimin okuduğu bir blogda savaş esnasında bu tramvayların içindeki insanların taranarak öldürüldüğü yazıyormuş. Bilmiyorum ne kadar doğru ama bizim eski kırmızılı İETT otobüsleri vardı bilenler bilir. Onları hatırlıyorum 1994 model olanları vardı ve Saraybosna tramvaylarının içleri de aynı onların içi gibi. Bosna savaşının da 1992-1995 arasında yaşandığı düşünüldüğünde tramvayların o yıllardan kalma ihtimali yüksek. Dolayısıyla oturduğum her koltukta bir insanın katledilmiş olma ihtimali de…

Ayrıca 2015 yılında daha önce Konya’da kullanılmış 20 tramvay Saraybosna ‘ya hibe edilmiş. Bindiğimiz bazı tramvayların üzerinde Konya yazması boşa değilmiş zaar 🙂

Saraybosna anısı

Saraybosna anısı – Yorgun tramvaylar…

İnsanların şahsi otomobilleri de öyle, ekseriyetle eski model. İstanbul trafiğinde gördüğünüz anda burun kıvırdığınız otomobillerle insanlar yayalara öyle saygılı davranıyorlar ki anlatamam. Yaya geçidi ahlakı var, hem yayalarda hem şoförlerde. İnanamazsınız! Şoförler yaya geçitlerine gelmeden önce epey yavaşlıyorlar ve yaya geçidi çizgisinin yaklaşık 5 metre gerisinde duruyorlar. Sarı yanar yanmaz değil, yeşil yanında geçiyorlar.

Yayalarda öyle. Kırmızı yeşile dönünceye kadar sabırla bekliyorlar. Ben İstanbul’da bunu yaptığımda yanımdan geçenlerin bir de yan yan ve alaycı bakışlarına maruz kalıyorum. Sadece birkaç kez bu durumu ihlal eden gördüm onlarda muhtemelen turisttir 🙂

Saraybosna şehrinde en çok dikkatimi çeken bir diğer konu ise yetişkinlerin oğluma mesafeli kalarak(dokunmadan, hafif ona doğru eğilerek) samimi konuşmaları oldu. Güler yüzleri ile yaptıkları çocuksu muhabbetleri eşim ve ben tebessümle izledik genelde. Sadece bir tane genç kızın oğlumu sevmek istemesi ve kucağına alma talebi oldu, ona da oğlum izin vermedi. Sonra bir dondurmacıdan yarım çilekli yarım çikolatalı olacak şekilde bir top dondurma istedik bize vermedi, çocuk için deyince fazla fazla koydu. Biz ise yaklaşık 5 dakika bunun üzerine konuştuk…

Saraybosna anısı

Saraybosna anısı – 1945 yılından bu yana yanan ateş

Hava limanında ve girdiğimiz bir AVM’de X-ray cihazları yoktu. AVM’de güvenlik personeli de yoktu. Öylece kapıdan içeri girip, alışveriş mağazaları arasına dahil olmak garip gelmedi değil 🙂

Ben çocukken Eskişehir’de Köprübaşı otobüs durakları vardı. Porsuk nehrinin kıyısında. Saraybosna şehrini ikiye ayıran Milyatska Nehrini görünce birden çocukluğumdaki o günlere döndüm. Aynısıydı. Durakların arkasında kalan yaklaşık 1 metre yüksekliğindeki taş duvarlar, ağır ağır kendi halinde akan, içine yanlışlıkla düşen topları yer yer havaya kaldıran su, aynı 7-8 yaşlarımdaki Porsuk nehrindeki gibi akıp gidiyordu…

Tramvayla koca şehri neredeyse baştan sonra gezdik ve bu esnada sadece 1 tane yeni yapılan bina gördüm! Hava limanı sahası ise yemyeşildi. Tarihi Başçarşı Eskişehir Odun pazarı evlerine, küçük kapalı çarşısı ise bizim İstanbul’daki Kapalı Çarşıya benziyordu. Buralarda gezerken kendimi hiç yabancı hissetmedim doğrusu 🙂

Bosna Hersek’in para birimi Bosna-Hersek Markı. Yaygın olarak KM olarak yazılıyor (Konvertibl Mark). BAM olarak görürseniz de şaşırmayın! 1 KM şu an itibariyle 2.90 TL. Bu da alacağınız bir ürünün parasını ödemek için cebinizdeki KM ye çevirdiğiniz Türk lirasını aslında 3 ile çarpmanız demek. Bana en çok o dokundu. Hadi alışığız dolara, avroya ama…

Saraybosna

Saraybosna anısı – Madeni Paralar

Normalde 1 KM olan suya 3 TL vermek, zor bir şey. 2 KM ye her yerde Bosna Kahvesi içebiliyorsunuz. Hemde cezvesini, fincanını bir tepsiye koyup yanına da lokumu ve suyu ekleyip getiriyorlar. Bir Bosnalı buna 2 KM öderken siz 6 TL ödüyorsunuz!

Saraybosna anısı

Saraybosna anısı – Bosna Kahvesi

Saraybosna ilinin meşhur, yöresel iki yemeği var. Bunlardan biri Cevapi, diğeri ise malumunuz Boşnak Böreği. İkisi de güzel! Cevapi, yağlanmış yarım ince bazlamanın arasına konan 10-11 köfte ile yanına konan soğanlar ile servis ediliyor ve yaygın fiyatı ortalama 6 KM. Boşnak böreği ise kilo ile satılıyor. Kilosu 12 KM

Karadeniz evleri gibi yüksek yamaçlara kurulan ve yeşiller içinde kalan evler, Osmanlı zamanlarından kalan miraslar, İstanbul’unkine benzer bir açık bir kapalı havası ile Saraybosna bizim için çok güzel bir deneyim oldu.

Ve Saraybosna şehrinden bana, savaş yıllarında delik deşik olmuş binaların geçmişi avaz avaz bağırmalarıyla, onca acıya rağmen çoğunlukla gülümseyen insanları kaldı. Birde hala şırıl şırıl akan ve insanları serinleten Osmanlı mirası çeşmeleri…

Saraybosna anısı

Saraybosna anısı – Acı dolu Bosna savaşında ağır yaralanan evler, içinizdeki canlar şimdi neredeler…

 

Saraybosna

Saraybosna Anısı – Ana vatanı Slovakya olan Trdelnik de denenecek lezzetler arasında..

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir